Samimiyet Ölçebilebilir mi?

Anadolu'nun köylerini, kasabalarını gezen, oradaki teyzelerle, amcalarla güzel güzel sohbetler eden, oraların mahsüllerinden, yemeklerinden tadan programlardır vardır ya. Hani, en ünlüsü Tayfun Talipoğlu'nun hazırlayıp sunduğu Bam Teli'dir hatta.

Tayfun Talipoğlu zamanında şöyle bir laf etmişti; "Türkiye'nin tek bir problemi var; Samimiyetsizlik". Pek doğrudur.

Cümle kendi içinde doğrudur fakat ben hiçbir zaman yakıştıramamıştımdır onun dört çeker, kocaman siyah bir araçla köyleri, kasabaları gezmesini. Söylediğiyle çelişir gibi gelir hep. Renault Toros 12 ile ziyaret etse daha bir "tam" olacaktı Bam Teli bence.

Neyse, bugün bahsetmek istediğim Tayfun Talipoğlu'ndan ziyade samimiyet.

Pek garip bir histir samimiyet. İçinde biraz mütevazilik, biraz çekingenlik biraz da gerçek vardır. Ama halen anlamış değilim, tam olarak ne olunca bir insan için "samimi" deriz. Ya da samimiliği dışarıdan farkedilebilecek hale getiren şeyler nelerdir.

Aşk gibi biraz. Varolduğunu zannederiz. Ama çoğu zaman başka bir duygunun, başka bir ihtiyacın yansımasıdır aşk dediğimiz şey.

Samimilik de böyle geliyor bana. Samimi dediklerimizin çoğu sonradan hiç beklemediğimiz tavırlar içine girdiklerinde, bir şeyleri karıştırdığımızı ya da yanlış yorumladığımızı farkederiz. Sevdiğimizi kaybettikten sonra, zamanında "gerçek" dediklerimiz ne kadar da sabun köpüğüne benzeyiverir.

Kendime bu soruyu sorarken, hiç şüphe etmediğim bir samimilik timsalini işte bu gezelim görelim programlarından birinde gördüğümü anımsadım. Programın adı; "Hakan'la Geziyorum". Sunucusu programın adından da anlaşılabileceği gibi Hakan, Hakan Doğanay.

Hakan Doğanay bizim oraların (Ege) eğlence üstadıdır aslında. Aydın ve çevresindeki tüm festivallere katılıp, söylediği kıpır kıpır şarkılarıyla, tek kişilik mizah gösterileriyle haklı coşturmasını bilmiştir.

Star kanalındaydı. En son o festivallerden birinde görmüştüm. Yerel bir eğlendiriciydi o zamanlar. Ne zamandır Star gibi ulusal bir kanala program yapıyordu hiçbir fikrim yoktu. Görünce pek sevindim onun adına. Hani çok sevdiğiniz bir arkadaşınız güzel bir başarıya imza atar da onunla birlikte zıplarsınız ya, onun gibi.

Cumartesi ya da pazar günü, haftasonunun o dingin, uyuşuk zamanlarında yayınlanır bu tür programlar. Öğle vakitlerinde bir gözünüz açık, diğeri kapalıdır. Uykuya dalar gibi olursunuz. Televizyon açıktır ve belli belirsiz sesler gelir kulağınıza. Onlardan biri Hakan Doğanay'ın sesi olunca hemen doğrulup baktım. Evet o.

Bizim oralarda bir yerleri geziyor. Bizim oraların insanları, oraların şiveleri, gülüşleri, "gari"leri : )

Bu programı hatırladım işte. Oradaki küçük detaylarda gördüm bu samimiyet dediğimiz şeyi. Durun biraz tarif etmeye çalışayım;

Önce (rakıma doğru yakınlayaraktan) köyün tabelası gösterilir. Sonra bu programların vazgeçilmezi "Çiçekler Ekiliyor" türküsü çalmaya başlar fonda.

* Yazının devamını bu türküyü dinleyerek okursanız pek güzel olur; Ahmet Koç - Çiçekler Ekiliyor

Köyün sokaklarında, eli arkasında bağlı gezinen dedeleri görürüz. Nineler vardır. Eşeğe kargı çalı toplamış, yularından çeke çeke götürüyordur. Taş evler vardır, sokaklar dardır. Kameranın onlara yönelmesiyle kaşışan tavukları görürüz. Çocuklar ellerinde değneklerle kameranın önünde arkasında dolaşır. Hepsinin yüzü gülüyordur huzurlu huzurlu.

Sonra "Çiçekler Ekiliyor"un sesi kısılır azıcık. Gezen programcının, köy kahvesine doğru ilerlediğini görürüz. Çay içen bi' amcanın yanına oturunca;

- "Bey amca, buraların inciri pek ünlüymüş. Nerden geliyor onun güzelliği" gibisinden bir şey sorar.

Tonton amcamız da başlar anlatmaya güzel güzel;

- "Şu garşıda gödün dağla va ya çocum, komple zeytinlik. Alt kısmısı da hep incir. İğlekle vadır. Tek burdan bulusun ona. onsuz incir mi olumuş hiç…"

Sonra da bir evin avlusunda, bağdaş kuraraktan oturmuş, elinde oklavayla yufka açmakta olan fistanlı bir ninenin yanına çömelirken görürüz programcıyı.

- "Dudu nine, senin böreklerin gelinleri kıskandırıyormuş, öyle mi?" der.

Dudu ninemiz de az biraz utanaraktan, keyifle kahkaha atıverir;

- "Yavrım öle dime, öle dime"

İşte böyle gider. Velhasıl, garip bir çekim gücü vardır bu tür programların nedense. İzlemeden duramam hiç. Yüzümde tatlı bir gülümseme bırakıverir biterken. Sanırım samimiyet de tam bu gülümsemelin başladığı yerde farkedilir oluveriyor.

Bazen çok sevdiğimi hissediyorum Anadolu'yu. Ve bu topraklarda yaşadığım için kendimi pek şanslı hissediveriyorum her şeye rağmen. Belki fazlaca iyimserlik bu ama yine de bu hisse ihtiyacı oluyor insanın. Baktığı yerde hissetmek istiyor. İstediği zaman da hissetmeye başlıyor zaten : )

İstemek lazım.