
Zaytung ekibinin Turkcell “Profesyoneller Kulübü” için hazırladığı dergiden alıntıdır.
Şirkette her şey yolunda gidiyor, siz beyaz yakalılığınıza her an daha da beyaz yakalılık katmaya devam ediyorsunuz değil mi? Yaklaşan terfi döneminde de o pozisyona gelmenize neredeyse kesin gözüyle bakılıyor üstelik. Sizde bir havalar, bir havalar sormayın gitsin, iyice rahatsınız artık bu şirkette…
Derken o rahatlık ansızın bir el kaymasına, bir dikkatsizliğe yol açıp, arkadaşınızın gönderdiği ve fakat tüm bir CC hanesine şirketteki her türlü önemli adamı kattığı ciddi maile reply yerine reply to all yapmanıza sebep oluyor… Hayır en azından “Havanı yerim lan hehe, gören de iş yapıyon sanacak.
Bu arada noldu o call center’daki hatun? Ayarlayabildin mi?” yazmasaydınız iyiydi, ama artık dönüş yok. Kabus gittikçe büyüyor… Gelin dilerseniz, elde avuçta ne var, sizi nasıl yaparız da kurtarmaya çalışırız bir bakalım şöyle üç adımda:
1.Adım: Kurtar beni recall
Olası bir reply to all halinde, öncelikle sakin olmaya çalışın. Size reply to all’u bahşeden teknoloji hiç şüphesiz ki bunun panzehirini de vermiştir. Bugüne dek çevrenizden duyduğunuz ama kendi başınıza geleceğini asla düşünmeyerek pek de önemsemediğiniz “recall” sizin artık ilk sığınağınız. Derhal en yakınınızdaki arkadaşınızdan “Nasıl recall yapıyoduk abi, şu an durum inan çok acil” biçiminde yardım isteyin. O arkadaş “Hmm şurda mıydı, bu menünün orda mıydı” diye recall aranırken dökeceğiniz o soğuk terler de size ders olsun! Hadi diyelim ki, recall’u yaptınız, ama iş burada bitmedi. Siz recall yapana dek mailinizi okumuş olanlara yapacak hiçbir şey yok maalesef. Bir ihtimal, mail’i okumuş olanlarla samimiyetle konuşup “Abi lütfen unutabilir miyiz o mail’i?” deyişiniz iş görebilir… Bir de unutmayın, 1 reply to all için ideal recall’a basma sayısı ortalama 750 adettir. Beyhude bir çabaymış gibi görünse de, tekrar tekrar denemekten vazgeçmeyin.
2.Adım: Bilgi işlem çözer bunu yaa, çözmeli!
Baktınız ki iş recall’un boyutlarını çoktan aştı gitti, o zaman geriye mecburen bilgi işlemdeki IT’cileri aramak kalıyor. Zamanında belki de hor gördüğünüz, “Bir printer’ı tanıtamadı” diyerek aşağıladığınız o insanlar şimdi sizin tek kurtarıcınız. Tabi, bir bilgi işlemciye ulaşabilirseniz. Bilgi işlemciler, ortaklaşa sahip oldukları tuhaf müzikal anlayışları sebebiyle uzun uzun çalan telefonlardan hunharca bir keyif alırlar, o telefona bakmadıkları her dakika mutlulukları artar. Şansınız olur da bir tanesine denk gelirseniz, o güne dek hayatınızda takınabileceğiniz en kibar tavrı takınıp durumu anlatın. Size verecekleri cevap basit ve bir o kadar çıldırtıcı olacaktır: “Recall denediniz mi?”
3.Adım: Hızlıca… Gerçekten çok hızlıca genel müdürün bilgisayarına koşmalıyım!
Ne recall’lar, ne IT’ciler gördü o reply to all’lar… Ama yine de gidecekleri yoldan dönmediler. Recall’unuza gelen başarılı-başarısız oldu ikazlarını takip ederken gözünüz hala mail’i okumamış ama recall edildiğine ilişkin teyit de gelmemiş genel müdürünüzün isminde. Bir türlü ondan bir cevap yok. Etrafınızdaki insanlar çoktan kıkırdamaya, yaklaşık 1 yıldır size bağlı olarak çalışan delikanlı hafiften masanıza yerleşmeye başladı bile. İşte o an teknolojiden vazgeçip, atadan kalma usüllere koşacağınız andır. Madem ki teknoloji bu işi halletmemektedir o zaman koşun gayrı! Erişebileceğiniz en yüksek hızda, sanki çok saçma bir metni genel müdürünüze yanlışlıkla göndermişsiniz de onu kurtarmaya çalışıyormuşçasına koşun (valla kusura bakmayın, o koşuyu bundan daha iyi anlatabilecek başka bir olay yok maalesef). Koşarken hemen 20 metre kadar önünüzde rastlayacağınız genel müdürünüzü gördüğünüzde çıkaracağınız “HAAAAAYIIIIIRRRGGGHHHHH” sesi, uzun süre bu şirketin unutulmazları arasında yer alacak. Baktınız ki böyle de çare olmuyor, hadi başta 3 adım demiştik ama size bir 4. bonus adımı tavsiye edelim:
Bonus Adım: İstifa mektubunuzu yazarken bir yandan da bundan sonraki iş görüşmelerinde karşınıza çıkacak “Önceki işinizden neden ayrılmıştınız?” sorusuna makul bir cevap düşünün. Bu hikaye sizinle bizim aramızda mezara kadar gidecek bir sır olarak kalsın…